Oyunlar öyle kıymetli bir dil ki ne tarafından anlatsak bir diğer tarafı eksik kalıyor, tıpkı yaşam gibi, her bakışta başka bir anlam katmanı açılıyor.
Oyunlardan bahsederken çoğunlukla yetişkin gözünden, öğrenilmesi, geliştirilmesi, desteklenmesi hedeflenen bilgi, beceri, davranışlar özelinde” Bu oyun çocuğa ne kattı, hangi yönünü güçlendirdi?” sorularının peşine düşebiliyoruz. Peki çocuklar, onlar neyin peşine düşüyor, sadece eğlencenin mi?
Bir masa oyunu başladığında çocukların ilk fark ettiği şey genellikle kazanmak oluyor, puan toplamak, hedefe ulaşmak, doğru hamleyi yapmak… Oyunun görünen yüzünde bir hedef var, rekabet var, yarış var ancak oyunun görünmeyen yüzü de var, çocuklar oyun oynarken farkında olmadan birçok sosyal deneyimin içinden geçer; sıra beklerler, karar verirler, kurallara uyarlar, hata yaparlar, başkasının hamlesini izlerler, bazen kaybeder ve yeniden denerler.
Önceki blog yazılarımızda buralara çokça değinmiştik; oyunun, birçok yaşam becerisini güvenli bir ortamda deneyimleyebileceği küçük bir sosyal alan olduğuna. Şimdi çocuğu oyuna yönlendiren içsel ihtiyaçlar ile oyun içinde şekillenen sosyal deneyimlere eğilelim.
Çocuklar neden oynar?
Çocuklar bilinçli olarak yetişkinliğe ya da hayata hazırlandığını düşünmez ama içlerindeki merak (anlama), güç kazanma (büyüme) ve ait olma (kabul) arzuları buna hazırlıktır, oyun oynamak bu durumda keyifli ve kaçınılmaz bir eyleme dönüşür.
Çocuklar için yetişkinlerin dünyası devasa, karmaşık ve gizemlidir. Çocuk, bu bilinmez dünyayı anlamlandırmak için taklit mekanizmasını kullanır, “Büyükler ne yapıyor ve neden yapıyor?” sorusunu oyunda yaşayarak anlar. Dolayısıyla anlama arzusu en erken devreye giren ve oyunu başlatan temel dürtüdür.
Gerçek hayatta çoğunlukla çocukların ne zaman uyanacaklarına, ne yiyeceklerine, nereye gideceklerine yetişkinler karar verir, bunun karşılığında da özellikle serbest oyunda çocuk kraldır, patrondur, doktordur veya kendi dünyasını yaratan, oyuncağına yön veren bir tasarımcıdır. Bu sayede oyun, çocuğa gerçek hayatta sahip olmadığı kontrolü ve gücü verir. Çocuk oyun oynarken adeta yetişkinlik provası yapar ve kendi sınırlarını test eder. Büyüme arzusu, oyunda kuralları koyan kişi olma isteğiyle doyurulur.
Sadece yetişkinleri anlamak yeterli gelmez, akranları tarafından onaylanmak, etki bırakmak, yeterli hissetmek ve bir grubun parçası da olmak ister çocuk. Bir hamlesinin oyunu değiştirdiğini, aldığı kararların sonuç doğurduğunu, bir konuda başarılı olabildiğini görmek ister. O zaman devreye kurallı oyunlar girer ve oyunun kurallarına uymayı kabul eder, çünkü oyunun devam edebilmesi için ortak kurallara ihtiyaç vardır, eğer kurallara uymazsa oyunun dışında kalacağını bilir, başkalarıyla aynı dünyayı paylaşmayı bu sayede öğrenir. Oyuna dahil olmak, sevilmek ve kabul görmek için kendi isteğini düzenlemeyi, başkalarının ihtiyaçlarıyla denge kurmayı öğrenir.
Çocuk önce kontrol ister, sonra birlikte yaşayabilmek için sınırları kabul etmeyi öğrenir. Çocuğu oyuna yönlendiren bu temel ihtiyaçlar, oyun sırasında sosyal deneyimler olarak görünür hale gelir.
Rehberlikle Dönüşen Oyun Anları
Oyun doğalında deneyim alanları yaratır ancak özellikle çocukların gelişim dönemlerinde, yetişkinin zamanında ve ölçülü rehberliği, bu deneyimlerin çocuk tarafından fark edilmesine ve anlamlandırılmasına destek sağlar. Çocukların dürtüleri onları oyuna iter ama o dürtüleri doğru davranışlara dönüştüren şey oyun esnasında gözlem ve açıklamalar ile yapılan bazı zarif müdahalelerde yatar. İşte masada karşımıza çıkan bazı kırılma anları ve rehberlikle dönüşüm:
Hile mi yapıldı, yanlış mı anlaşıldı?
Masa oyunlarında kazanma hırsı çocukları hile yapmaya veya mızıkçılık etmeye itebilir, yetişkin rehberliği olmadığında bu durum akran zorbalığına veya kavgalara kolayca dönüşebilir. Çocuk bunları bilmeden de yapabilir, oyun sırasında kuralı yanlış anlamışsa, diğer oyuncular hemen “Hile yaptın!” diyebilir, çocuk kendini suçlanmış hissedebilir.
Oysa her yanlış hareket kasıtlı değildir. Belki çocuk kuralı farklı yorumlamıştır, belki oyunun bir aşamasını kaçırmıştır, belki daha önce farklı gruplarla hileli kurallar öğrenip bunu doğru sanıyordur. İşte burada adaletin ne anlama geldiğini deneyimlemek bambaşka bir öğrenmenin kapısını aralar, hem hak aramayı hem de önyargısız yaklaşmayı bu esnada öğrenmesi önem kazanır. “Önce ne olduğunu anlamaya çalışalım, arkadaşınız yanlış biliyor olabilir” demek oyun kolaylaştırıcısının küçük bir yönlendirmesi sayesinde çocuğa yetişkinlik hayatında en çok ihtiyaç duyacağı “kötü niyet aramama” ve “iletişim kurarak sorunu çözme” becerisini kazandırır. Çocuk, karşısındaki kişinin davranışının arkasındaki nedeni anlamaya çalışmayı öğrenir.
Bu yaklaşım yalnızca oyunun adil ilerlemesini sağlamaz, çocukların başkalarının bakış açısını anlamasına da destek olur, kasıtlı yapılıyorsa da yapılmaması gerektiğini anlayışlı bir zeminde öğrenilir, adaleti hem kendileri hem başkaları için nasıl gözeteceklerini fark ederler.
Her çocuk aynı hızda ilerlemez
Oyunlarda geride kalan çocuğun küsüp masayı terk etmesi çok sık rastlanan bir durumdur,
“Ben zaten kazanamayacağım.”
“Herkes benden önde.”
“Ben yapamıyorum.”
Bu noktada oyunun amacının sadece kazananı belirlemek olmadığını anlaması çok önemlidir.
Çocuklara herkesin aynı hızda ilerlemek zorunda olmadığını göstermek, onların oyunda kalmasını desteklemek için “Burada kazananlar veya kaybedenler masası yok. Herkesin hızı farklı, sen de kendi hızındaki kişilerle aynı masada yeni bir deneyim yaşayabilirsin, hadi şimdi tekrar dene” diyerek yaşadığı hayal kırıklığı anlamlandırılır. Kıyası öğrenmez, kendi ilgisinin, ritminin farklı olduğunu keşfeder. Başarıyı başkalarını geçmek değil, kendi sınırlarını zorlamak olarak görmesini sağlar. Bu da hayatta vazgeçmemenin (dayanıklılığın) en büyük anahtarıdır.
Kaybetmek de oyunun bir parçası
Kaybetme anı da kritiktir, tam kaybetmenin verdiği mutsuzluk anında şiddet de açığa çıkabilir, kazananı tebrik etmeyi öğrenmesi için ortam yaratılmalıdır, “Harikasınız! Kaybettik diye üzülmüyoruz, arkadaşımızı tebrik edelim, demek ki harika hamleler yaptı. Bu oyunda onu dikkatli izle bakalım, birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var, diğer oyunda rakip değiştirelim, farklı rakiplerle farklı oyunlar kurmayı deneyimleyelim.” demek çocukları yıkıcı bir rekabet duygusundan kurtarır. Birbirlerinden öğrenebileceklerini fark ettirir. Yenilmek öncesinde öfke ya da mutsuzlukla sonuçlanıyorken bu bakış açısı yerleştikçe rakibini izleme, öğrenme, anlama ve kendini geliştirmeye kendiliğinden evrilir.
Çocuk oyun içinde şunu deneyimler: “Her şey istediğim gibi gitmediğinde yeni bir yol bulabilirim. Daha iyi yapan birinden öğrenebilirim”
Bu deneyimler aynı zamanda önemli becerilerin gelişmesine fırsat verir: Planını değiştirmek, alternatif üretmek, beklemek, devam etmek… ve hayatta karşılaşacağı zorluklarla baş etme becerisinin temelini oluşturur.
Kolaylaştırıcının Rolü: Anları Görünür Kılmak
Özellikle okul öncesi ve ilkokul döneminde kolaylaştırıcının rolü, çocukların yaşadıkları deneyim üzerine düşünmelerine alan açmaktır. Bazen bir anlaşmazlık, bazen bir kaybetme anı, bazen de bir çocuğun oyundan uzaklaşması aslında çocukların adalet, sabır, empati ve iş birliği kavramlarını deneyimleyebilecekleri fırsatlara dönüşebilir, kavramları yalnızca duymuş olmaz, yaşadıkları deneyimler üzerinden anlamlandırırlar da. Burada önemli olan çocuğun kendi deneyimini anlamlandırmasına yardımcı olacak soruları sorabilmektir:
“Burada herkesin hakkını korumak için ne yapabiliriz?”
“Arkadaşımız bu kuralı farklı anlamış olabilir mi?”
“Birlikte oynamaya devam edebilmek için nasıl bir çözüm bulabiliriz?”
“Bir dahaki turda farklı ne deneyebiliriz?”
gibi sorular, çocukların yaşadıkları durum üzerine düşünmesini sağlar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, rehberliğin oyunun her anına müdahale etmek anlamına gelmediğidir. Bazen çocukların küçük hayal kırıklıkları yaşamalarına, çözüm aramalarına ve kendi yollarını bulmalarına izin vermek de oyunun değerli bir parçasıdır. Kolaylaştırıcı bazen bir soru sorar, bazen gözlemler, bazen de çocukların kendi deneyimlerinden öğrenmesine alan açar.
Bir oyunda kazanan ya da kaybeden olana kadar o sonuca nasıl gidildiği daha önemlidir; çocuğun karar verirken düşünmesi, zorlandığında yeni yollar araması, başkalarının bakış açısını fark etmesi, sınırlılarını koruyabilmesi, birlikte var olmayı deneyimlemesi… Masa oyunları bu deneyimler için doğal bir ortam oluşturur:
Bir arkadaşının hakkını gözetir.
Bir kuralı anlamaya çalışır.
Bir kaybın ardından yeniden başlar.
Farklı hızlarda ilerleyen arkadaşlarıyla aynı alanda var olmayı öğrenir.
Oyunun içindeki bu küçük anlar, çocukların sosyal ve duygusal gelişimi için değerli fırsatlar oluşturur, kolaylaştırıcının rolü bu anları görünür kılmaktır.
